Alın teriyle kazananların, emeğiyle var olanların… Ve ne yazık ki emeği uğruna hayatını kaybedenlerin anısı önünde saygıyla.

Bugün 1 Mayıs. Takvimde bir gün, ama aslında bir duruşun, bir emeğin, bir onurun adı. Yıllardır söylenir: İşçi Bayramı. Ama belki de en doğru ifade şu olmalı: Çalarak değil, çalışarak kazananların bayramı.
Çünkü bugün, alın terinin sessiz ama en güçlü sesidir. Sabahın ilk ışığında uyananların, gece geç saatlere kadar direnenlerin, hayatını emeğiyle kuranların günüdür. Kimsenin hakkına göz dikmeden, kısa yollara sapmadan, “köşeyi dönmek” hayaline değil, hakkıyla kazanmanın huzuruna inananların günüdür.
Ama bu ülkenin 1 Mayıs’ı sadece kutlama değildir. Aynı zamanda bir yüzleşmedir. Çünkü bu topraklarda emek çoğu zaman sadece sömürülmez, aynı zamanda yok sayılır. Ve ne acıdır ki bazıları için işçi, yalnızca bir maliyet kalemidir.
Her yıl onlarca, yüzlerce işçi “kaza” denilerek geçiştirilen ihmallerle hayatını kaybediyor. Oysa adı doğru konulmalı: Bu ölümler kader değil, göz göre göre gelen cinayetlerdir. Denetimsiz şantiyeler, önlem alınmayan madenler, “bir şey olmaz” zihniyetiyle sürdürülen üretim çarkı… Hepsi aynı sorunun parçaları.
Bir işçi yüksekten düşüyor çünkü güvenlik önlemi maliyetli bulunuyor. Bir başkası göçük altında kalıyor çünkü üretim hız kesmesin isteniyor. Yangın çıkıyor, çıkış kapıları kilitli. Ve sonra klasik cümleler: “Araştırılacak.” “Gereği yapılacak.” Ama nedense o “gereken” bir türlü gelmiyor.
Burada sormak gerekiyor: Daha kaç kişi ölünce “önlem” alınacak? Daha kaç aile parçalanınca vicdanlar harekete geçecek?
Ve işin en rahatsız edici kısmı şu: Emeğin karşılığını vermeyen, işçinin hakkını gasp eden, maaşını geciktiren, sigortasını eksik yatıran bazı patronlar; 1 Mayıs geldiğinde süslü mesajlar yayınlamayı da ihmal etmiyor. Ne ironik… İşçinin emeğini sömürüp sonra “emek kutsaldır” demek, en hafif tabirle iki yüzlülük değil de nedir?
Alın teri üzerinden servet biriktirip, o alın terinin sahibine üç kuruşu çok görenler var bu düzende. Lüks ofislerinde “verimlilik” konuşurken, işçinin nasıl hayatta kalmaya çalıştığını görmezden gelenler… Onlar için işçi, rakamdan ibaret. Ama o rakamların arkasında hayatlar, umutlar, çocuklar var.
İşte bu yüzden 1 Mayıs, sadece bir bayram değil; “bu düzen böyle gitmez” diyenlerin günüdür.
Emek, sadece fiziksel güç değildir. Bir öğretmenin sabrı, bir hemşirenin şefkati, bir işçinin direnci, bir mühendisin emeği… Hepsi aynı değerin farklı yüzleri. Ortak noktaları ise nettir: Hiçbiri çalmadan, kandırmadan, hileye başvurmadan üretir.
Ama karşılığını alamadığında, hakkı gasp edildiğinde, hayatı hiçe sayıldığında; bu sadece bireysel bir sorun değil, toplumsal bir yaradır.
Bugün sokaklarda yürüyenler, sessizce işine gidenler ya da bir yakınının yasını tutanlar… Hepsinin ortak bir talebi var: İnsanca çalışmak, insanca yaşamak.
Bu yüzden bugün, sadece kutlama değil; hatırlama ve hatırlatma günü.
Unutmayalım: Çalarak kazananlar belki daha hızlı büyür, ama onların kurduğu düzen çürüktür. Çalışarak kazananlar ise bu dünyanın gerçek sahipleridir.
1 Mayıs kutlu olsun. Alın teriyle kazananların, emeğiyle var olanların… Ve ne yazık ki emeği uğruna hayatını kaybedenlerin anısı önünde saygıyla.
Umut Karaca









